www.Cikolata.de - |
(Gerçek olay)
Av.hayrunnisa Odabaşı'dan dinlemiştim. Pendik Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen ve
zina sebebi ile kocanın açtığı bir boşanma davası ve davada tanık dinleme
safhası. Hakim ilk tanığı çağırır ve sorar ; "bak bu kadın kötü bir hayat
yaşıyormuş, hakkında öyle bir iddia var, ne diyorsun?" Adam "efendim?"
diye cevap verir ve hakim biraz daha açar: "Yani evladım bu kadının başkaları
ile ilişkisi varmış, ne diyorsun?" Adam yine anlamaz. Bu kez hakim biraz da
sinirlenerek, "yahu kadın genelevde çalışıyormuş, ne diyorsun, bir bilgin
varmı ?" adam bu kez cevap verir: " Ben hiç görmedim hakim bey".
(Av.Rahmi Arslan'dan)
(Bir
avukat meslektaşımızın yaşadığı gerçek olay)
"Bir gün yazıhaneme bir şahıs geldi ve bir arkadaşının
kendisine borcu olduğunu ve ihtiyati haciz istediğini söyledi. Ben de bunun üzerine
kalkıp borçlunun adresine hacze giderek bir kaç malı haczettim. Borç ödenmeyince
alacaklı ısrarla malların muhafazasını istedi ve tüm hamal kamyon gibi masrafları
karşılayacağını belirtti. Ben de kalkıp muhafaza için hacze gittim. Borçlu beni
görünce çok şaşırdı, muhafazayı durdurmak için para temini için
arkadaşlarının yanına gitti. Geri döndüğünde elinde elli beş milyon vardı. Bu
miktarı kabul etmeyince de, "Avukat hanım bunu çok zor buldum, sağolsun Mehmet
verdi de" demez mi! Mehmet bizim alacaklıydı.."Al bu parayı avukata ver de
haczi durdursun, başka türlü durmaz" diyerek borçluya para vermiş..Zira
alacaklı da borçlu da lazdı." :)
Ölmek
üzere olan yaşlı zengin, avukatını, papaz efendiyi ve doktorunu yanına çağırır
ve onlara son arzularını söyledikten sonra, "size vereceğim şu 10,000'er doları
öldükten sonra mezarıma tabutumla birlikte koymamı istiyorum" merak ediyorum
acaba öbür tarafa götürebilecekmiyim" der. Bir süre sonra adam ölür ve
vasiyeti gereği bu üç yakın dostu kendilerine emanet edilen paraları tabutla birlikte
mezara koyarlar. Aradan bir süre geçtikten sonra bir vesile ile bir araya gelen bu üç
kişiden biri olan papaz,
- "Biliyormusunuz aslında bana verilen 10,000 doların 6,000 dolarını
kiliseye yardım olarak harcadım, vicdanım hiç rahat değil acaba yanlış mı
yaptım?" der.
Ondan cesaret alan doktor ise,
- "Aslını söylemek gerekirse ben de 8,000 dolarını acil bir ihtiyacım
için kullanmak zorunda kaldım, yerine koyacaktım ama denkleştiremedim ve öylece
koydum", der.
Avukat ise kendinden çok emin bir şekilde söze katılır.
- "Ben ihtiyarın parasını hiç harcamadım, olduğu gibi duruyor ve bu
paranın tam karşılığı olan 10,000 dolarlık bir çeki mezara koydum". (Av.Rahmi
Arslan'dan)
(Gerçek
bir olaydan) ...
Geçen hafta bu dava için mahkemeye gittiğimde benden önceki duruşmada orta yasli
sempatik bir adam vardı. Duruşmayi kaybetti. Çıkarken hakime donerek "temyiz
hakkım var mı" diye sordu. Hakim de "evet 10 gün içinde temyiz
edebilirsin" dedi. Onun üzerine daktilo yazan kız hakime dönerek
"7 gün efendim" diye uyardi. Hakim: "Kızım 10 gün değil mi?"
Kız: "Efendim Bilmemne davalarında 10 gün bunlarda 7 gün"
Böylece bir süre tartıştılar. Sonunda hakim adama donerek "sen gene 7 gün
içinde başvur ne olur ne olmaz" dedi. İnanınki şok oldum. Bu o kadar
bilinmeyecek bir konu mu anlayamadim. Bir hakim bu kadar basit birşeyi bilemez
mi. Baska birinden duysam kesin inanmazdım ama gerçek. Sonuç olarak: YAZ KIZIM :)
gereği düşünüldü."...
Hakan Anaç"hukukçu olmayan bir vatandaş", HitNet Hukuk alanı, 17
Nisan 97
(Gerçek Bir olaydan) (Tekirdağ
AsliyeCeza Yargıcı Orhan YEĞİN 'in bir anısı/Gönderen: Av.Akın Acar )
Erzurumun bir ilçesinde yıllar önce yargıçlık yaparken geçen bir olay. Savcı
suçta kullanılan araç ve aletlerin zoralımına (müsaderesine) karar verilmesi
yönünde mütalaa vermiş. Türk Ceza Yasası 'nın düzenlemesi gereği dava konusu
olayda kullanılan araçlar suç sabit görülürse müsadere edilir. Olayın geçtigi
zamanda da zoralıma konu olan ceza davaları çok sayıda imiş. Olayımızda savcı esas
hakkında görüş (mütalaada) bulunurken, sanığa suça uygun cezanın verilmesinin
yanı sıra "olayda kullanılan suç aletinin müsaderesine" karar verilmesini
de istemiş. Bu istem yukarıda izah ettiğimiz kural çerçevesinde normal gözükse
bile... Dava konusu suç IRZA GEÇME imiş...:)))
(Bir
Savcının yaşadığı gerçek bir olaydan)
Kendini öldürmeden önce “beni köye gömün!” diye mektup bırakan çocuğun
ölümünü soruşturmak için cesedin bulunduğu gecekondu mahallesindeydik. Soruşturma
ile ilgili olarak bir telefon etmem gerekti, bakkalda telefon olduğunu söylediler. Olay
yerine birlikte gittiğimiz komiser yardımcısı ile birlikte bakkala girdik, telefon
nerede dedim. Bakkal tezgahın altından telefonu çıkarıp önüme koydu. Birden dehşet
içinde kalakaldım. Telefon kumbaralıydı. Bense o gün ayın son günü olduğunu,
cebimde bir kuruş bile bulunmadığını unutmuştum. Şimdi ne yapacaktım. Şaşırıp
kalakalmıştım. Birden arkadan komiser yardımcısının bakkala bağırdığını
duydum: “Koysana ulan şuna bir 2.5 lira!” Bakkal bir robot gibi parayı kumbaraya
koydu. Ben de yine bir robot gibi numarayı çevirdim. Dükkandan çıkar çıkmaz komiser
yardımcısı: Beyim ben de yoktu! Demez mi?
(Gerçek Olay. Av.Rahmi
ARSLAN'dan )
Bir kaç yıl önce rahmetli olan bir üstadımızın anlattığı ve bizzat başından
geçen bir olay ;Bizim üsdat 1950'li yıllarda Erzurum'un Hınıs ilçesinde hakimdir.
Bir gün karşısına muhtarlık bütçesi yapmadığı için hakkında kamu davası
açılmış olan bir köy muhtarı getirilir.
Adam kürttür ve türkçeyi hiç bilmemektedir ve bu sebeple yanında biri de tercüman
olarak bulunmaktadır. Hakim bey (üsdat) tercümana hitabederek sorar,
-Sor bakalım neden bütçe yapmamış.
Adam soruyu kürtçeye çevirerek muhtara yöneltir. Muhtar bir gözü ile hakime doğru
bakarak tercümana sorar,
-Bütçe çiye lo (Bütçe ne demek)
Bu cevap kendisine tercüme edildiğinde hakim bey yargılamaya son verir ve kararı
şöyle yazar.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: "Sanığın bütçenin ne olduğunu bile bilmediği,
tercümana "Bütçe çiye lo" diye sormasından anlaşılmış olup, bütçe
yapmamakta bir kastının bulunmadığı ve mezkur suçun da kasten işlenebilecek
suçlardan olduğu sebebi ile sanığın beraatine...". Bu karar Yargıtay
safhasından geçtikten sonra kesinleşmiştir. Üstadı rahmetle anıyorum.
(Gerçek Olay)
Japonyadaki bütün avukatların sayısı ABD’nin başkenti Washington’daki
avukatların sayısının yarısı kadardır. Japonya Barolar Birliği Genel Sekreteri
Koji Yanase ABD’de verdiği konferansta bu gerçeği açıklayınca Amerikalılar çok
şaşırmış. Sebebi sorulduğunda Koji Yanase şu bilgiyi vermiş:
“Bir Amerikalı örneğin bir atış poligonunda hedef tahtasının arkasında
dururken vurulsa derhal mahkemeye gidip dava açar. Oysa bir Japon aynı şekilde vurulsa
hata bendeydi, orda durmamalıydım diye düşünür ve mahkemeye gitmeyi aklına bile
getirmez. Avukat sayısındaki fark işte bu anlayıştan kaynaklanır.”
George ve
Harry Balonda Atlantik okyanusunu geçmektedirler. George Harry'ye döner ve biraz
alçalip nerede olduğumuzu anlayalım der. Harry sıcak gazı biraz kısar ve balon
alçalmaya başlar. George "hala nerede olduğumuzu anlayamadım biraz daha
alçalalım ve şu aşağıdaki adama soralım" der. Harry adama bağırır "hey
bayım nerede olduğumuzu söyleyebilir misiniz lütfen" Adam geri bağırır:
"Bir balondasınız ve 100 metre yukardasınız"
George Harry'ye döner ve "Bu adam bir avukat" der. Şaşırır Harry,
"nasıl anladın" der. "Çünkü" der George "Verdigi bilgi %100
doğru ve tamamıyla faydasız".
Çiçero,
soygunculuğu ve ahlaksızlığı ile ünlü olan bir avukatın da bulunduğu kalabalık
önünde nutuk atmaktadır. Çiçero'yu çekemeyen avukat laf atar:
- Ne havlayıp duruyorsun orada?
Çiçero cevabı yapıştırır:
-Ne yapayım bir hırsız gördüm de
Avukat
yazıhanesinde telefon çalar, sekreter cevap verir:
- Alo Avukat Refik bey oradalar mı?
- Avukat Refik Bey maalesef vefat etti beyefendi.
-Ah öyle mi peki teşekkür ederim.
Aradan 2 gün geçer aynı kişi yeniden arar:
- Avukat Refik bey oradalar mı?
- Beyefendi Avukat Refik Bey vefat etti.
- Peki, teşekkürler..
3 gün sonra aynı kişi yeniden arar:
- "Avukat Refik Beyle görüşebilir miyim?"
- Beyefendi size 2 defa Refik bey vefat etti dedim, niçin hala arayıp aynı
soruyu soruyorsunuz?!?
- Özür dilerim hanımefendi, verdiğiniz cevabı ne zaman duysam tarifsiz
şekilde mutlu oluyorum da ondan!"
Yaşlı
çiftçi kısa süren bir hastalıktan sonra ölür. Yaşlı çiftçi öldükten
sonra cok kapsamlı bir hayat sigortası olduğu meydana çıkar. Ve sigorta şirketi de
bu sigortayı ödememenin yollarını aramaktadir. Bunun için en güvendikleri, ağzı
çok laf yapan, en hızıi avukatlarından birini poliçenin incelenmesi için köye
gönderir. Kanuni işlemler sırasında, hızlı avukat yaşlı çiftçinin ölüm
raporunu imzalayan doktoru sorgulamaktadır. "Pekala doktor, çiftçi öldüğünde
siz yanında değildiniz, yaşli çiftçinin şu anda adanın bir başka ıssız
köşesinde yaşamadığını nereden biliyorsunuz?" Doktor bir süre
düşünür ve "biliyor musunuz, haklısınız. O öldüğünde yanında değildim. O
öldükten sonra otopsi sırasında beynini çıkardım ve laboratuarımda formaldehid
içinde saklıyorum, bu durumda çiftçinin biryerlerde başarılı bir avukatlık
yaptığı kuvvetle muhtemel"
(Gerçek Olay)
Anadoluda bir yerde, birsıcak yaz günü uzun süren duruşmalardan sonra yorgun yargıç
listedeki son davayı görüşmek üzere sanığı huzura alır. Suç orman yasasına
muhalefet, suçlu bir köylü! Köylü uzun uzun savunmasını yapar. Zaten yorgun ve
sıcaktan bunalmış yargıç iyice bunanalır. Bu sırada sanık köylünün adliyenin
bahçesine bağladığı eşeği sahibinin savunması sırasında anırmaya başlar.
Yargıcın sabrı iyice taşmıştır. Köylüye (Eşeği de kastederek) "Hanginizi
dinleyeceğimi şaşırdım" der.. Köylü kendini hiç bozmaz. Savunmasını
tamamladıktan sonra yargıca döner, sözlerinin bittiğini ifade eder ve "şimdi
hangimizin lisanınından anladınızsa ona göre kararınızı verin der.!!!"
(İncigül Yağcı'dan)
Bir
akşam tiyatrodan çıkmış iki erkek arkadaş yolda yürürlerken önlerinde iyi
giyinmis, şık ve alımlı bir hanımın yürüdüğünü farkederler. Erkekilerden
birisi diğerine dönerek, "Bu hanımla bir gece geçirmeye 500 dolar veririm"
der. Bu sözleri işiten genç hanım başını çevirir ve "Teklifinizi kabul
ediyorum" der. Teklif yapan erkekle hanım beraberce genç ve çekici kadının evine
gidip hemen yatağın yolunu bulurlar. Ertesi sabah apartmanı terkederken, adam kadına
250 dolar verir. Hanım pazarlık bakiyesi parayi ister ve "250 dolar daha
vermezseniz sizi dava ederim" der. Ertesi gün mahkemeden gelen celp pusulasını
gören adam şaşırır. Hemen avukatına gidip olayı detaylarıyla anlatır. Avukat,
"Bu esaslara istinaden aleyhine bir karar alinabileceğini sanmıyorum. Ancak
davanın nasıl sunulup savunulacağını doğrusu pek merak ediyorum" diye
mütalaasını verir. Dava başlar ve ön soruşturmadan sonra hanımın avukatı
mahkemeye dava konusunu asağıdaki şekilde arzeder: "Muhterem hakim beyefendi,
müvekkilem, bu hanimefendi, itina ile yetiştirilip çimlerle örtülü bahçe
niteliğinde bir gayrımenkule sahip bulunmaktadır. Bu arazi parçasını belli bir süre
için davalı beyfendiye 500 dolar karşılığında kiralamıştır. Davalı
gayrımenkulü kira amacına uygun olarak kullanmış ve kira müddeti sonunda tahliye
ederken kira bedelinin yarısı olan 250 doları ödememiştir. Kira tutarı yüksek bir
bedel değildir, kaldı ki kiralanan yer özel ve yasal bir bölgedir. Dileğimiz adaletin
yerine gelmesi ve davalının müvekkileme anlaşmanin bakiyesi olan meblağı
ödemesidir." Davalının avukati hiç beklenmedik savunma karşısında şaşırır,
fakat bir avukat olarak işin enteresanlığından haz duyar ve hemen daha önce
hazırladıgı savunmasını kenara koyarak davayı şöyle savunur: "Muhterem
hakim beyefendi, müvekkilim bu genç beyefendinin, bu genç hanımdan sahibi oldugu
gayrımenkulü bir süre için kiraladığı doğrudur ve müvekkilim bu anlaşmadan son
derece memnun kalmıştır. Bununla beraber müvekkilim arazide bir kuyu bulmuş ve kuyuyu
örgü taşlarıyla donatmış, kuyuya boru indirmiş ve pompa yerleştirmiştir. Bütün
bu uğraşların işçilik masraflarını müvekkilim üstlenmiştir. Inancımıza göre
bütün bu arazi geliştirme çalışmaları ödenmeyen meblağı karşılayacağından
aleyhimize açılan davanın reddini talep ediyoruz." Genç hanımın avukatı tekrar
söz alır: "Muhterem hakim bey, müvekkilem, davalının beyan ettigi gibi arazi
üzerinde bir kuyu bulunduğunu ve gerekli gelişmeleri yaptığını kabul ediyor ve
herhangi bir itirazda da bulunmuyor. Ancak bahis konusu kuyu zaten arazide mevcut idi ve
kuyu olmasaydı davalı muhtemelen bu araziyi kiralamayacaktı. Ayrıca arazi tahliye
edildiğinde davalı söz konusu ettiği taşları, boruyu ve pompayı sökerek
beraberinde götürmüştür. Bu bakımdan davamızda ısrar ediyor ve vereceğiniz
kararın adalete uygun olmasını diliyoruz." Hanım davayi kazanir!...