www.Cikolata.de -
AnaSayfa - Home - Hauptseite

(((( HÜLYA KOÇYİĞİT ))))

İSTANBUL   1947

Özgeçmiş:
         
Sinemaya bir derginin (ses) açtığı yarışma sonucunda girdi (1963). Türk sinemasının önemli "üç kadın yıldız"ın dan biridir. Türkiye, ürkek bakışlı, 16 yaşındaki Hülya'yı önce Ses Artist yarışmasıyla tanıdı. Genç kız, 1963 'te ilk filmi Susuz Yaz'la büyük başarı elde edip, film de Altın Ayı Ödülü'nü alınca, Hülya Koçyiğit ismi, Yeşilçam'da yıllar süren bir serüvene atılmış oldu. Susuz Yaz, Ankara Devlet Konservatuarı eğitimli Hülya Koçyiğit'e uğurlu geldi. Hemen ertesi yıl, Hülya, yine bir köylü kızı olarak geçti kamera karşısına. "Hepimiz Kardeşiz" de başrolü, yıldızı yeni yeni parlayan bir isimle, Cüneyt Arkın'la paylaştı. Hülya Koçyiğit, birbiri ardına çevirdiği filmlerle giderek ünleniyordu. 1965 yılında, Büyükada'da dönemin ünlü futbolcusu Selim Soydan'la tanıştı. Düğünleri büyük yankı yarattı. Evlilik Koçyiğit'i sinemadan uzaklaştırmak şöyle dursun, ününe ün kattı. 1965 'te büyük seyirci çeken iki filmle kamera karşısındaydı. Ertem Eğilmez'in "Sürtük" ünde göbek attı, sakız patlattı. Aynı yıl Kerime Nadir'in kitleleri gözyaşlarına boğan "Hıçkırık" ında Nalan oldu. O , beyazperdede Ediz Hun'un kollarında son nefesini verirken, salonlardan hıçkırıklar yükseldi. Film öyle beğenildi ki, daha sonra "Son Hıçkırık" geldi. Koçyiğit bu defa "Nalan'ın ağlattığını Handan güldürür" görevini üstlenmişti. 4 yıl sonra Hülya Koçyiğit, ilk Altın Portakalı'na "Cemile" ile ulaşmıştı bile. Aynı yıl "Kızıl Vazo" da kısacık saçlarıyla zarif Azize'ydi. Koçyiğit'in Ö.Lütfi Akad yönetiminide çevirdiği ünlü üçleme büyük beğeni topladı. Köy-kent çelişkisi artık salonlardaydı. Ama devrin popüler filmlerinde de hep vardı Koçyiğit."Adını Anmayacağım" filminde içkisine ilaç katıldı. "Güller ve Dikenler" de hüzünlü Verda oldu. Boğaz sahillerinde gezindi. "Seven Ne Yapmaz" filminde ise, Kartal Tibet'e vuruldu. Sevenin ne yapması gerektiğini gösterdi. Salonlar dolup, taşıyordu. "Aşkın Zaferi"nde Kurtuluş Savaşı'nın cesur muallimesi, "Yaseminin Tatlı Aşkları"nda Erol Büyükburç ile aşk yaşayan afacan kızdı. "Kınalı Yapıncak" ta çilleri vardı ve Yeşilçam'ın kaderinden kurtulamadı, sağır-dilsiz oluverdi. Ve tabii "Kezban" serisi. Görgü dersleri de aldı bu filmlerde, Paris'e de gitti. Bu arada Altın Portakal'ları 3 'e çıkmıştı. 1975'te "Tanrı Misafiri" ile ödülüne kavuştu ve aynı yıl, sevimli kızı Gülşah ile kamera karşısına geçti. "Yeryüzü'nde Bir Melek" de faytoncuydu. Burgazada'nın serin sularına kendiyle birlikte aşkını da gömdü. Ve ödüller ödüller 80'lere gelindiğinde, daha bilinçli seçimler yaptı rollerinde. 1983 'te çevirdiği "Derman" da cesur ebe Mürüvvet oldu.İki yıl sonra "Kurbağalar" ile bir kez daha Altın Portakal'a kavuştu. Ve 5. Altın Portakal'ını "Karılar Koğuşu" ile 1990'da aldı. Hülya Koçyiğit, şimdilerde, Berin Menderes'i beyazperdeye yansıtmak istiyor. Bir ara politikaya atılmayı denedi, 70'lerde gazino sahnelerindeydi. Ama hayranlarının gözünde her zaman masum yüzlü, fedakar genç kız olarak kaldı. Boğaz sırtlarında kendine özgü stiliyle koştu. Mazbut yaşamı ,düzeyli üslubu, yeteneği ile "star" sıfatını alması hiç de zor olmadı.Hülya Koçyiğit'in beyazperde için yapacağı hala çok şey var...
Filmografisi:
  Önemli filmleri: Susuz Yaz (Metin Erksan), Gökçe Çiçek, Düğün, Gelin, Diyet (Lütfi Ö. Akad), Derman, Firar (Şerif Gören)...

 

(((( SADRİ ALIŞIK ))))

İSTANBUL   1925     

Turist Ömer
 
Sahnelerimizin ve sinemamızın iki ünlü ve unutulmaz yıldızı Çolpan İlhan ve Sadri Alışık, kim bilir kaç kez gazete ve dergi sayfalarına konu olmuşlardı.
İşte onlardan biri, Hayat dergisinde 1961 yılında yayımlanan Çolpan İlhan'lı, Sadri Alışık'lı eğlenceli bir yazı. 18 Mart 1995'te aramızdan ayrılan "Turist Ömer" tiplemesiyle milyonların unutamadığı Sadri Alışık'ın "5 Nisan uğurlu günü"nün hikayesini seveceksiniz...
İnsan yazıyı okuyunca, 3 Nisan Salı günü dağıtılan Sadri Alışık Ödülleri keşke 5 Nisan günü dağıtılsaydı demekten kendini alamıyor.
Sözü fazla uzattım, gelin hemen yazıyı okuyalım...

*  *  *

Çolpan İlhan ve Sadri Alışık
Orhan Tahsin
Hayat dergisi,
6 Temmuz 1961, Sayı:28
Düz saçlı, yakışıklı adam diktafonun düğmesini çevirdi: "Komiser Muvaffak, dünkü kontrolde toplanan ehliyetleri getirsin" dedi. Diktafonu kapattı. Gözleri, odanın duvarlarında dolaştı. Duvarlara, taşıt kazalarını gösteren fotoğraflar asılmıştı. Bu sırada içeriye uzun boylu bir komiser girdi. Elindeki ehliyetleri masanın üstüne bıraktı:
-
Dün Boğaz yolu ile Bakırköy Caddesi'ni kestik, dedi. Trafik kurallarına aykırı hareket eden 53 şoförün ehliyetini aldık.
Masada oturan yakışıklı adam bir ehliyetin sayfalarını gelişi güzel çevirdi. Son sayfaya gelince durakladı. Yakında ayakta duran komisere:
-
Muvaffak, bu ne? Dedi, bu kimin imzası?..
Komiser yakışıklı adamın gösterdiği yere baktı:
-
Çolpan İlhan yazıyor efendim, dedi.
Düz saçlı, yakışıklı adam öteki ehliyetlerinde son sarı sayfalarını çevirdi. Tümünde aynı imza vardı. Yüz çizgileri gerildi:
-
Bu, sinema yıldızı Çolpan İlhan olacak!.. Bir kurt yeniği görüyorum imza işinde ben! Şu Çolpan'ın telefonunu bulun. Onunla konuşacağım. Komiser, etajerin üzerindeki telefon defterini karıştırdı. Telefonu açtı, 5 rakamlı bir numara çevirdi.
Çolpan İlhan yeni uyanmıştı. Kitaplığın üzerindeki telefonun zili uzun uzun çalıyordu. Telefonu kaldırdı:
-
Buyrun efendim, dedi.
İç içe girmiş iki odanın duvarlarını genç ressamlarımızın imzalarını taşıyan, "abstre" resimler süslüyordu. Telefonda sert bir erkek sesi:
-
Ben Trafik Müdürü Orhan Eyüboğlu, dedi. Şoför ehliyetlerinin arkalarında imzanız var!.. Bu ehliyetleri niçin imzaladınız?..
Odadaki, kırmızılı, sarılı, yeşilli resimlerin renkleri bir anda kararıverdi.
-
Şoförler arzu etti de, diye kekeledi. "Bir Şoförün Gizli Defteri" adlı bir filimde başrolü oynamıştım da... Şoförlerin aleyhinde olmasına rağmen, şoförler beni her gördükleri yerde yolumu kestiler, ehliyetlerini imzalattılar... Orhan Eyüboğlu'nun sesi yumuşamıştı:
-
Ehliyetlerini imzaladığınız şoförler de tüm seçmeceymiş, dedi. Trafik kurallarını çiğnemek konusunda birbirleriyle yarış ediyorlar!..
Çolpan İlhan:
-
Bilmiyordum böyle olacağını, dedi.
Orhan Eyüboğlu bir şen bir kahkaha attı:
-
Üzülmeyin hanımefendi, dedi. Şoförlere kendinizi sevdirdiğinizden dolayı sizi tebrik ederim!.. Yarın şubeye teşrif edin, şoförler gelecek, onlara o tatlı dilinizle nasihat edin!.. Duvardaki resimler, yine eski rengini bulmuştu. Sarılar, kırmızılar, yeşiller, renk cümbüşü içinde, perdemizin Avrupa tipli yıldızının başarısını kutluyordu.
Çolpan İlhan bu hikâyeyi her önüne gelene anlatmıştı. Yalnız, bir gün İstiklâl Caddesi'nde gördüğü, bir arkadaşının aracılığı ile tanıştığı Sadri Alışık'a söylememişti. Alışık'ın giyimini sevmemişti. Çok klâsik giyiniyordu; üstelik gömleğinin yakası da kolalıydı. Yakışıklıydı ama havası yoktu!.. Gel gör, Sadri, Çolpan'ı beğenmişti. Güzeldi. Gözleri için bir "göz destanı" yazılabilirdi. Ama önem vermemek işine gelmişti. Çolpan o yıllarda adsız sansız bir kızdı. Sadri ise hem tiyatroda, hem sinemada ad yapmıştı. Sonra Çolpan da sahneye, sete çıktı. Bir gün Küçük Sahne'de karşılaştılar. Aynı oyunlarda oynadılar. Arkadaş oldular. Boş vakit bulurlarsa, evleneceklerdi. O zamanı da Ilgaz'da film çevirirken buldular. Şehre inip birer nişan halkası aldılar. Halkaların içine adlarını yazdıracak vakitleri yoktu. İstanbul'a dönerken arabada, yüzükleri taktılar. Sonra önde oturan arkadaşlarına: "
Biz nişanlandık" dediler. O gün yol boyunca, Çolpan, Sadri'ye şoförlerin hikâyesini anlatıverdi. Sadri de cebinden ehliyetini çıkardı:
-
Bir şoför olarak senden bir ricam var, dedi. O filmini çok beğenmiştim. Şu ehliyetimi imzalar mısın?
Çolpan, ehliyetin son sayfasını çevirdi: "Çolpan İlhan" diye imzasını atıverdi...

*  *  *


5 Nisan Hâtırası

 
En yukarıdaki fotoğraf bir "5 Nisan" günü çekilmişti. Sadri Alışık için her yılın 5 nisanı uğurlu gündü... Çünkü 5 Nisan 1925'de doğmuştu. 1932 yılının 5 nisanında ilkokula başlamıştı. İki yıl sonra gene bir 5 nisan günü sünnet olmuştu. Askere gidiş ve dönüş tarihleri de 5 nisana rastlamıştı. İlk filmi olan "Günahsızlar"ın birinci sahnesi 5 Nisan 1945'te çevrilmişti. Çolpan'la bir 5 nisan günü tanışmıştı.
Bu "5 Nisan" hâtırası fotoğrafın arkasına Sadri ile Çolpan'ın tanışmalarının, evlenmelerinin küçük bir hikâyesini yazmışlardı. Sadri 1925 te Paşabahçe'de, Çolpan ise 1936 da İzmir'de doğmuştur. 1950 yılında Sadri Alışık ile evlenmiştir. Nişan, düğün öyle aceleye gelmiştir ki, bu iki mutlu günden hiç değilse birini 5 nisana denk getirmek istemişse de, başaramamıştır. Çocukları Kerem ise, bu uğuru iki ay gecikmeyle, 5 haziranda doğarak bozmuştur. 5 nisanın uğuru, yukarıda görülen fotoğrafın gerisinde bir, iki silik satır ile artık bir "hâtıra" olmuştur.

Özgeçmiş:
  Tiyatro oyuncusu olarak sahneye çıktı (1939). Sinemaya Günahsızlar adlı filmiyle geçti (1946). Önce dramatik, sonra da güldürü türündeki filmlerle ün yaptı. Oyuncu Çolpan İlhan'la evlidir.

 
Filmografisi:
  Önemli filmleri: İki Süngü Arasında (1952), Küçük Hanımefendi (1961), Ah Güzel İstanbul (atıf Yılmaz), Turist Ömer (Hulki Saner), Kartallar Yüksek Uçar (Hüseyin Karakaş/ TV)


((((
ÇOLPAN İLHAN ))))

İzmir - 8 Ağustos 1936 

Özgeçmiş:
  Türk tiyatrosunun ve sinemasının usta oyuncularından biri olan Çolpan İlhan, sanat yaşamına 1956 yılında başladı. Aynı yıl küçük Sahne Tiyatrosu'nda "Sevgili Gölge" adlı oyunda oynadı ve ilk sinema deneyimini "Kamelyalı Kadın"la gerçekleştirdi. 1959 yılında Sadri Alışık'la evlendi. Bugüne kadar yaklaşık 200 filmde oynayan Çolpan İlhan, birçok tiyatro eserini de sahneledi. Kendisinin ve Sadri Alışık'ın ilk kez sahneye çıktığı Beyoğlu Küçük Sahne'yi "Sadri Alışık Tiyatrosu" olarak yeniden faaliyete geçirdi.

 
Filmografisi:
  Önemli filmleri:Ak Altın, Yaşamak Hakkımdır, Bir Şoförün Gizli Defteri, Kalpaklılar, İkimize Bir Dünya, Bütün Suçumuz Sevmek, Ahtapotun Kolları, Ekmekçi Kadın, Sokak Kızı, Turist Ömer Almanya'da, Sinekli Bakkal, Talihsiz Yavru Fatoş, Ayyaş yer alıyor…

(((( AYHAN   IŞIK ))))

İzmir  - 1929

Özgeçmiş:
 
Çeşitli dergilerde ressam ve grafiker olarak çalıştı. Bir derginin açtığı yarışmada birinci olup sinemaya girdi (1951). 

Yavuz Sultan Selim ve Yeniçeri Hasan ilk filmidir. Daha sonraki yıllarda kendi adına film şirketi kurup yapımcılığa başladı. Ö:(İstanbul, 1979)

  Filmografisi:
 
Önemli filmleri: Kanun Namına (Lütfi Ö. Akad), Otobüs Yolcuları (Ertem Göreç), Acı Hayat (Metin Erksan), Namusum İçin (Memduh Ün)

 (((( TARIK  AKAN ))))

Gazetecilik Enstitüsü’nü bitirdi. 1971 yılında Ses dergisinin artist yarışmasında birinci seçildi. Aynı yıl ilk filmi “Solan Bir Yaprak Gibi”de oynadı. 70’li yıllarda düzgün fiziğiyle romantik komedilerin ve aşk filmlerinin aranılan jönü oldu. 1978’den sonra toplumsal içerikli filmlerde oynadı.

  Filmografisi:
  Önemli filmleri: “Canım Kardeşim”, “Ah Nerede”, “Hababam Sınıfı”, “Kanal”, “Sürü”, “Yol”, “Suçlu”, “Alev Alev”, “Bir Avuç Cennet”, “Çözülmeler”, “Yolcu” adlı filmlerde rol aldı. “Maden”, “Suçlu”, “Pehlivan”, “Karartma Geceleri”, Üçüncü Göz” adlı filmlerle Antalya Film Festivali’nde ‘En İyi Erkek Oyuncu’ seçildi.

(((( BELGİN DORUK ))))

Ankara   1936

Bir derginin açtığı yarışmayla (Yıldız) sinemaya başladı (1952). Çakırcalı'nın Definesi ilk filmi oldu. Küçükhanım Efendi dizileriyle ün yaptı. Yönetmen Faruk Kenç'le evlenip ayrıldı. Ve yapımcı Özdemir Birsel'le evlendi.

  Filmografisi:
  Önemli filmleri: Samanyolu (Nevzat Pesen), Kırık Hayatlar (Halit Refiğ), Suçlular Aramızda (Metin Erksan), Duvarların Ötesi (Orhan Elmas), Aşk ve Kin (Turgut Demirağ).

(((( ŞENER ŞEN ))))

1942

Özgeçmiş:
  Sanat yaşamı tiyatro oyunculuğuyla başladı. Ve sinemaya kompozisyon rolleriyle geçti. Şalvar Davası adlı filmiyle de başrole çıktı. Aktör Ali Şen'in oğludur.

 
Filmografisi:
  Önemli filmleri: Çiçek Abbas (Sinan Çetin), Çıplak Vatandaş (Başar Sabuncu), Değirmen (Atıf Yılmaz), Namuslu (Ertem Eğilmez), Züğürt Ağa, Selamsız Bandosu (Nesli Çölgeçen).

(((( TÜRKAN ŞORAY ))))

İSTANBUL   1945

 Özgeçmiş:
  Köyde Bir Kız Sevdim adlı filmiyle sinemaya geçti (1960). Ayrıca Dönüş'le başlayarak, yönetmenlik yaptı. Oyuncu Cihan Ünal ile evlenip ayrıldı. Türk sinemasının en uzun soluklu yıldız oyuncusu olup halk içinde efsane boyutlarına ulaştı.

 
Filmografisi:
  Önemli filmleri: Otobüs Yolcuları (Ertem Göreç), Acı Hayat (Metin Erksan), Çalıkuşu (Osman F. Seden), Hazal (Ali Özgentürk), Selvi Boylum Al Yazmalım, Mine, Hayallerim, Aşkım ve Sen (Atıf Yılmaz), On Kadın (Şerif Gören).

(((Kemal  Sunal))))

İSTANBUL   1944

Özgeçmiş:

Vefa Lisesi'nden mezun oldu. Sanat hayatı, "Zoraki Takip" adlı tiyatro oyunuyla başladı. 1 yıl kadar Kenterler Tiyatrosu'nda çalıştıktan sonra Devekuşu Kabare Tiyatrosu'nda görev aldı. 1973 yılında Ertem Eğilmez'in yönettiği bir filmle sinemaya transfer oldu ve kalabalık kadrolu filmlerde rol almaya başladı. Türk sinemasında başta ''İnek Şaban'' tiplemesi olmak üzere canlandırdığı pek çok tiple sevenlerinin kalbinde taht kuran Kemal Sunal, 7'den 70'e herkesin sevgisini kazandı. Kemal Sunal, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi'ni bitirdi. Sanat yaşamına amatör olarak ''Zoraki Tabib'' oyunu ile atılan Sunal, bir süre Ulvi Uraz ve Devekuşu Kabare Tiyatrosu'nda çalıştı. Daha sonra sinemaya geçerek, önceleri bazı filmlerde önemsiz roller canlandıran Kemal Sunal, 1973'den sonra kalabalık kadrolu komedi filmleri ile üne kavuştu. Türk sinemasının en büyük komedyenlerinden biri olan Sunal, peşpeşe çevirdiği filmlerle ticari açıdan büyük başarı kazandı. 1977'de Antalya Film Festivali'nde ''En başarılı erkek oyuncu'' ödülünü alan Sunal, oyunculuğu ve özellikle değişik tiplemesiyle Türk sinemasında komedi oyunculuğuna yeni bir soluk getirdi. Kuşakları güldürdü 1974 yılında evlendi. Ali ve Ezo adlarında, biri kız diğeri erkek iki çocuğu oldu. 1990'lı yıllardan itibaren filmleri kesintisiz olarak televizyonlarda yayınlanmaya başladı; ama kendisi bu gösterimlerden hiç para kazanmadı. 12 Eylül öncesi dönemde yarım bıraktığı üniversiteyi, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi, Radyo Televizyon ve Sinema Bölümünü'nü 1995 yılında bitirdi ve master yapmaya başladı. Hayatı boyunca toplam 82 filmde rol aldı.
Filmografisi:
  1972- Tatlı Dillim / 1973- Oh Olsun, Yalancı Yarim / 1974- Hasret, Mavi Boncuk, Salak Milyoner, Köyden İndim Şehire, Salako / 1975- Hababam Sınıfı, Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı, Hanzo, Şaşkın Damat / 1976- Hababam Sınıfı Uyanıyor, Kapıcılar Kralı, Meraklı Köfteci, Sahte Kabadayı, Süt Kardeşler, Tosun Paşa / 1977- Çöpçüler Kralı, Hababam Sınıfı Tatilde, Sakar Şakir, Şaban Oğlu Şaban / 1978- Avanak Apti, İnek Şaban, İyi Aile Çocuğu, Kibar Feyzo, Köşeyi Dönen Adam, Yüz Numaralı Adam / 1979- Bekçiler Kralı, Dokunmayın Şabanıma, Korkusuz Korkak, Şark Bülbülü, Umudumuz Şaban / 1980- Devlet Kuşu, Gerzek Şaban, Gol Kralı, Zübük / 1981- Davaro, Kanlı Nigar, Üç Kağıtçı / 1982- Doktor Civanım, Yedi Bela Hüsnü / 1983- Çarıklı Milyoner, En Büyük Şaban, Kılıbık, Tokatçı / 1984- Atla Gel Şaban, Orta Direk Şaban, Postacı, Şabaniye / 1985- Gurbetçi Şaban, Katma Değer Şaban, Keriz, Sosyete Şaban, Şaban Pabucu Yarım, Şendul Şaban / 1986- Davacı, Deli Deli Küpeli, Garip, Tarzan Rıfkı, Yoksul / 1987- Japon İşi, Kiracı, Yakışıklı / 1988- Bıçkın, Düttürü Dünya, Öğretmen, Polizei, Uyanık Gazeteci, İnatçı / 1989- Gülen Adam, Talih Kuşu, Zehir Hafiye / 1990- Abuk Sabuk Bir Film, Boynu Bükük Küheylan, Koltuk Belası / 1991- Varyemez / 1999- Propoganda

((((EDİZ  HUN )))))

Sinemaya bir derginin (Ses) açtığı yarışmayla girdi (1963). Genç Kızlar adlı filmle sinemaya girdi.

Filmografisi:
  Önemli filmleri: Ankara Ekspresi (Muzaffer Aslan), Güllü Geliyor Güllü (Atıf Yılmaz).

(((YILMAZ GÜNEY )))))

ADANA - 1937 

((((Çirkin KRAL )))))

Özgeçmiş:
  1937’de Adana’da doğan Yılmaz Pütün (Güney), lise yıllarında, bisikletiyle sinemadan sinemaya on altı milimetrelik film bobinleri taşıyarak sinemaya ilk adımını atar. Sinemaya daha yakın olabilmek için Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bırakır ve İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne yazılır. Sinemaya olan sevgisini şöyle özetliyor: “Sinemayla karşılaşmam 13 yaşındayken oldu. Kavgalı dövüşlü filmlerin gösterildiği fukara sinemalarına gidiyorduk. Kendimizi daha rahat hissediyorduk bu sinemalarda. Mesela bir Galatasaray Sineması vardı, çok güzeldi. Önünden geçer bakardık ama çok lükstü gitmeye korkardık. İstesek parasını verip girebilirdik. Ama ne kıyafetimizi ne de yapımızı uygun görmezdik o sinemaya” Bu arada, Adana’da pursantaj memurluğunu yaptığı Dar film’in İstanbul bürosunda çalışmaya başlar. Atıf Yılmaz’la tanışır ve onun asistanlığını yapmaya başlar. 1956 yılında yayınlanan “Üç Bilinmeyenli Eşitsizlik Sistemleri” adlı öyküsünde komünizm propagandası yaptığı için, 1961 yılında 18 ay hapis ve 8 ay Konya’ya sürgün cezası verilir. Bu cezayı almadan önce 1959 yılında oynamış olduğu Atıf Yılmaz’ın “Alageyik” filminde gelecekte kendinden bahsettirecek bir aktör olacağının sinyallerini verir. Oyuncu olarak yer aldığı sadece ikinci film olmasına rağmen performansı dikkat çekicidir. Ardından ceza ayları gelir. Öyküden ceza almasına neden olan paragraf:“İğrenerek baktı -iyice iğrenememişti-.Yüzü daha bir buruştu. Yapmacıklı bir sinirle “Siz böylesiniz işte”dedi.”En iyiniz bile böyle. Kendi çıkarlarınız için neler yapmazsınız. İşçiymiş. Basit bir işçiymiş-seyircilerin durumlarını da görmek istiyordu-ben bir işçiyim. Beni basit görmezsin değil mi?İşine yararım. Keyfini getiririm; doğru değil mi söylediklerim-söyledikleri doğruydu. Birinci şahıs doğru demiyordu-.Ah domuzlar sizi. Bir gün hepinizin topunuzu attıracaklar ya; dur bakalım ne zaman.” İlk kez hapse giren Yılmaz Güney, hayatının muhakemesini yapar, kendini yeniler ve düşünsel yapısını geliştirir. Kendisine bir misyon biçer, bunu nasıl gerçekleştireceğinin hesaplarını yapar. Hapishaneden çıktıktan sonra zor günler geçiren Yılmaz Güney’in daha sonra rol aldığı film sayısı artmaya başlar. 1963’te “İkisi de Cesurdu” isimli iddiasız bir filmin senaryosunu yazar ve baş rolünü oynar. Ferit Ceylan’ın yönettiği bu film, Güney’in bundan sonraki filmlerinin ana malzemesi haline getireceği “kabadayı mitosu”nun temellerini atar. 1964’te yine senaryosunu yazıp, oynadığı “Koçero” Anadolu’da büyük iş yapar. Aynı yıl rol aldığı “10 Korkusuz Adam” filminde hiç konuşmayan, sürekli arka cebinde taşıdığı konyağı içen bir ayyaşı canlandırır. Bu rol, filmde fazla bir önem taşımadığı halde Yılmaz Güney, diğer oyuncular Tamer Yiğit, Adnan Şenses, Tunç Oral ve Özkan Yılmaz’ı gölgede bırakır. Güney’in göründüğü sahnelerde sinema salonları inler. Böylece Yılmaz Güney bir mitos haline gelmeye başlayarak senarist ve oyuncu olarak birçok filmde görev alır. 1965 ve 1966 ise aktör Güney’in en verimli yılları olur. Artık Türkiye’de sinema “Çirkin Kral”ının adıyla anılmaktadır. Güney’in sineması, o tarihe kadar genelde melodramlardan, uyarlamalardan ve savaş öykülerinden oluşan Türk sinemasına yeni bir soluk getirir. Filmleri, Türk tarzı yaşamın daha artistik ve daha kişisel bir yorumudur. Canlandırdığı karakterleri şöyle yorumlar: “Ben, oyuncu olarak halkın giyiminden, davranışlarından farklı olmamaya çalışıyordum. Zaten olamazdım ki. Ben zaten kendimi oynuyordum. Şöyle bir durum var: Yaptığım bütün filmlerde benden bir parça vardır.” “Seyyit Han”, “Toprağın Gelini” ve sinema tarihimizin önemli filmlerinden “Hudutların Kanunu”yla ilk işaretlerini veren sürecin sonunda beklenen çıkış “Umut” filmi ile yaşanır. Türk sinemasında yer yerinden oynar. “Umut”, Yılmaz Güney’in başyapıtlarından biridir. Ayrıca Türkiye’de devrimci sinemanın da ilk ve en iyi örneklerinden biridir. Bu filmi, “Acı”, “Ağıt”, “Baba”, “Arkadaş” ve “Endişe” takip eder. 1979’da senaryosunu yazıp, yapımcılığını üstlendiği en önemli filmlerinden olan “Sürü” gelir. 1981 yılında ise sinemasının doruk noktası olan ve Şerif Gören tarafından yönetilen “Yol” ile daha sonra yurt dışında önemli ödüller alır. Aslında mahkumiyetten kurtulmak için Türkiye’den kaçtığı 1981 yılına kadar Güney adı ve çalışmaları yabancı sinemaseverler tarafından pek bilinmez. Fakat bu kaçıştan itibaren gerçekleşen olaylar Güney adını tüm dünyaya duyurur. “Yol” filminin, 1982 Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye kazanmasıyla birlikte Güney yalnız kaçış olayıyla değil filmleri ile de anılmaya başlar. Dünya sineması yeni keşfinin heyecanını yaşamaktadır. Güney “kabadayı mitosu”nu yarattığı filmlerinin ardından gelen yeni dönemdeki felsefesini kısaca özetler: “Düşünmeden hiçbir insanın herhangi bir şey yapabilmesine imkan yoktur. Ben sadece düşündürmek istiyorum.” 1983’te bir hapishanede yaşananları anlattığı ve Fransa’da, Fransız hükümetinin de desteğini alarak senaryosunu yazıp, yönettiği “Duvar” (Le Mur) filminden sonra 9 Eylül 1984’te Paris’te hayata gözlerini kapar.

 
Filmografisi:
  Senaryo Yazarı, Yönetmen ve Aktör Olarak:
1966: At, Avrat, Silah
1967: Bana Kurşun İşlemez - Benim Adım Kerim
1968: Pire Nuri - Seyyit Han
1969: Aç Kurtlar - Bir Çirkin Adam
1970: Umut - Piyade Osman - Yedi Belalılar
1971: Kaçaklar - Vurguncular - İbret - Yarın Son Gündür - Umutsuzlar - Acı - Ağıt - Baba
1972/4: Zavallılar (Atıf Yılmaz’la birlikte)
1974: Arkadaş
1983: Duvar
Senaryo Yazarı ve Aktör Olarak:
1959: Alageyik (senaryo, Atıf Yılmaz ve Halit Refiğ’le birlikte) - Bu Vatanın Çocukları (senaryo, Atıf Yılmaz ve Azmi Kütüval’la birlikte)
1963: İkisi de Cesurdu
1964: Hergün Ölmektense - Kamalı Zeybek - Koçero
1965: Kasımpaşalı - Kasımpaşalı Recep - Konyakçı - Krallar Kralı
1966: Aslanların Dönüşü - Eşrefpaşalı - Hudutların Kanunu (senaryo, Lütfü Ö. Akad ile birlikte) - Yedi Dağın Aslanı - Tilki Selim
1967: At Hırsızı Banuş - Şeytanın Oğlu
1968: Azrail Benim - Kargacı Halil
1969: Belanın Yedi Türlüsü
1970: İmzam kanla Yazılı - Sevgili Muhafızım - Şeytan Kayaları
Senaryo Yazarı Olarak:
1959: Karacaoğlan’ın Kara Sevdası (Yaşar Kemal, Halit Refiğ ve Atıf Yılmaz’la birlikte)
1961: Yaban Gülü (Atıf Yılmaz’la birlikte)
1962: Ölüme Yalnız Gidilir
1966: Burçak Tarlası
1974: Endişe
1975: İzin - Bir Gün Mutlaka
1978: Sürü
1979: Düşman
1981: Yol
Aktör Olarak:
1959: Tütün Zamanı
1961: Dolandırıcılar Şahı - Tatlı Bela
1964: Halimeden Mektup Var - Kocaoğlan - Kara Şahin - Mor Defter - 10 Korkusuz Adam - Prangasız Mahkumlar - Zımba Gibi Delikanlı
1965: Ben Öldükçe Yaşarım - Beyaz Atlı Adam - Dağların Oğlu - Davudo - Gönül Kuşu - Sayılı Kabadayılar - Kan Gövdeyi Götürdü - Kahreden Kurşun - Haracıma Dokunma - Kanlı Buğday - Korkusuzlar - Silaha Yeminliydim - Sokakta Kan Vardı - Tehlikeli Adam - Torpido Yılmaz - Üçünüzü de Mıhlarım - Yaralı Kartal
1966: Anası Yiğit Doğurmuş - Çirkin Kral - Kovboy Ali - Silahların Kanunu - Ve Silahlara Veda - Yiğit Yaralı Olur 1967: Balatlı Arif - Bomba Kemal - Büyük Cellatlar - Çirkin Kral Affetmez - Eşkiya Celladı - İnce Cumali - Kızılırmak-Karakoyun - Kozanoğlu - Kuduz Recep - Kubanlık Katil
1968: Aslan Bey - Beyoğlu Canavarı - Can Pazarı - Marmara Hasan - Öldürmek Hakkımdır
1969: Bin Defa Ölürüm - Çifte Tabancalı Kabadayı - Güney Ölüm Saçıyor - Kan Su Gibi Akacak - Kurşunların Kanunu
1970: Çifte Yürekli - Kanımın Son Damlasına Kadar - Son Kızgın Adam - Zeyno
1971: Çirkin ve Cesur - Namus ve Silah
1972: Sahte Yar

 ((((( BARIŞ  MANÇO )))))

Konya ovasında yaşayan Mançozade adlı büyük bir aile, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u alması ile birlikte Rumeli'ye göç etmiş ve Selanik’e yerleşmiştir. Birinci Dünya Savaşı'na kadar Selanik’de yaşayan Mançozade ailesi, savaşın hayat koşullarını güçleştirmesi nedeniyle tekrar İstanbul’a göç etmiştir. Mançozadelerden Mehmet Abdi Bey İstanbul’da bir konağa yerleşmiş ve arkadaşının kızkardeşi olan Nimet Hanım'la evlenmiştir. Yıllar sonra Nimet Hanım Barış Manço'nun "Gülpembe" şarkısının ilham kaynağı olacaktır.
Cumhuriyet devrimlerini yaşayan aile soyadı kanunu ile birlikte Mançozade olan aile, adlarını değiştirerek Manço soyadını alırlar. Abdi Bey ile Nimet Hanım'ın oğlu Hakkı Bey, Rikkat Uyanık ile evlenir. Hakkı Bey ile Rikkat Hanım'ın ikinci çocuğu 2 Ocak 1943 yılında doğan Mehmet Barış Manço dur. Barış Manço, Oktay Manço, Savaş Manço ve İnci Manço ile birlikte 4 kardeştirler. 2. Dünya Savaşı'nın sonlarında doğan Barış Manço, ailesinin savaşın bitmesine duyduğu özlem nedeniyle "Barış" ismini seçtiklerini söylemektedir.
Minik Barış PlajdaDöneminin Türk Sanat Müziği sanatçısı olan Rikkat Hanımla Hakkı Bey Barış 3 yaşındayken ayrılır. Babasının yanında büyüyen Barış Manço'nun çocukluğu Kadıköy'de geçmiştir. İlkokulu Gazi Mustafa Kemal İlkokulu'nda tamamlamış, daha sonra Galatasaray Lisesi'ne devam etmiştir. 10. sınıfdayken babasını kaybeden Barış Manço, Galatasaray Lisesi'nden ayrılarak Şişli Terakki Lisesi'ne gitmiş ve oradan mezun olmuştur. Aileden gelen yetenekle 2 yaşından itibaren şarkı söylemeye ve ortaokul 2. sınıf öğrencisiyken de amatör olarak müzikle uğraşmaya başlamıştır.
Liseyi bitirince 20 Eylül 1963 yılında önce Paris'e oradan da Belçika'ya ağabeyi Savaş Manço'nun yanına gider. Belçika Kraliyet Güzel Sanatlar Akademisi'nde resim, grafik ve iç mimari okur. Lisede çok başarılı olmayan, hatta müzik ve coğrafyadan ikmale kalan Barış Manço, bu okuldan çok iyi derece ile, okul birincisi olarak mezun olmuştur. Galatasaray Lisesi'nde başlayan müzik hayatını, Belçika'da da devam ettirir. 1970 yıllarında yurda döndüğünde, Dağlar Dağlar şarkısını yapar. Leonardo Da MançoBu şarkı onun hayatında bir dönüm noktası oldu. Aynı yıllarda görüntüsü değişmekte, müziği ve kıyafetleri ile bir ekol oluşturmaktadır. Barış Manço insan ilişkileri konusunda çok iyidir. Bağlantı kuramayacağı hiçbir canlı yok denebilir. Zaten daha sonraki yıllarda yapılan bir röportajda " Kendimi, toplumla diyalog kuran bir iletişim aracı olarak görüyorum" der.
1971 yılında askerlik yılları başlar. Askerdeki ilk ayları bir hayli tartışmalı geçti. Aniden askere alınması bir yana, diploması olmasına karşın üniversite mezunu olarak kabul edilmemesi ve saçlarının kesilmesi gibi durumlarla karşılaştı. Askerliğini Polatlı'da Topçu Asteğmen olarak yaptı. Askerliğin son ayları ise güzel dostluklar ve askeriyede bir dizi konserlerle üretken bir hale dönüştü. Askerlikten sonra bir ara yine Belçika günleri araya girdi. Barış Manço, sıradışı kıyafetleri, takıları, enterasan el hareketleri ve ilginç klipleri ile bizleri şaşırtmaya devam etti. Sanatçının görevinin biraz da şaşırtıcı şeyler yapmak olduğuna inanmıştı.
Yıllar geçtikçe bu davranış ve biçimlerin onun özgün kişiliği olduğunu daha iyi anlayacaktık. 18 Temmuz 1978'de Kadıköy Evlendirme Dairesi'nde Lale Manço ile evlendi. Bu evliliği, Lale Manço 1998 yılında yapılan bir röportajda " Barış içinde 23 yıl" diye tanımlıyor. Evdeki birliktelikleri, iş hayatında da devam eder, Lale Manço, televizyon programlarına yönetmen ve yapımcı olarak imzasını atar. Bu beraberliğe 19 Mayıs 1981 yılında oğulları Doğukan Hazar, 24 Temmuz 1984 yılında Batıkan Zorbey katılır. Dünya çocuklarının Barış abisi, kendi çocuklarıyla da iyi arkadaş olduğunu söyler. Yoğun iş programı çocuklarını ihmal etmesine asla neden olmamıştır.
Barış Manço'ya göre Türkiye'nin konumunun kesin bir sınırlaması yoktur. Türkiye, doğudan bakıldığı zaman batıda, batıdan bakıldığı zaman da doğudadır. Bu konudaki duygularını, Japonya konseri nde 20.000 Japon'un Türk bayrağı çıkarıp sallamasından, televizyon başındaki 60 milyon insan gibi heyecanlanması ve gurur duyması ile ifade ediyor. Barış Manço yabancı ülkelerdeki çalışmaları için yaptığı değerlendirmede "Japonlar beni sahiplendiler, milyonlarca Japon konserlerime geliyor, CD'lerimi alıyor. Japonlar bende doğru birşeyler buluyor. Şarkılarımı didik didik inceliyorlar, onlardan konferanslar hazırlayıp televizyon programları yapıyorlar. Türkiye'de bunun onda biri yapılmadı. Belçika'da ise, onların ülkelerini tanıttığım için Liege Prensliği Onur Ödülü verdiler. Törene limuzin ve dört eskort ile gittik. Belçika'nın en büyük gazetesi birinci sayfasının yarısını bize ayırdı. Türkiye'de 40 yıllık sanat hayatımda ilk sayfaya çıkamadım" gibi serzenişlerde bulundu. Ne yazık ki yıllar sonra ilk sayfada bulunma nedeninin "ölüm" olması çok hüzünlü idi. Önemli olmaktan çok değerli olmayı tercih ettiğini söyleyen Barış Manço, duygusallığı seçtiği bir yaşam biçimi olduğunu vurgularken, kendi deyimiyle Kuzey Kutbu'nu da asla kaybetmediğini sözlerine ekliyor.
Rus romantikleriklerinden, Korsakof, Musolski ve Çaykovski'den etkilenerek, evinin dekorasyonunda romantik çağı, 19. yüzyıl sonu - 20. yüzyılın başını yansıtan tarzı tercih etmişti. Türkiye'deki en uzun ve başarılı televizyon programlarını yaptı. 200' ün üstünde şarkısı ona 12 altın, platin albüm/kaset ödülü kazandırdı. Şarkılarının bir bölümü Yunanca, Bulgarca, Arapça, Farsça, Japonca, İbranice, Fransızca, İngilizce ve Flemenkçeye çevrildi. Her ülkede şarkıları çok sevildi. Kongo'daki 12-13 bin kişinin katıldığı konserde "Domates Biber Patlıcan" ı söylerken, Kongolular'ın koro halinde şarkıya eşlik etmeleri, bize müziğin evrenselliğini bir kez daha gösterir. Bu konuya başka bir örnek de Mısır'da yaşanır. Barış Manço, Mısır Televizyonunda canlı yayında Dağlar Dağlar'ı Arapça söyler, bu programın sonunda Mısırlılar'ın sokağa dökülmesiyle program defalarca tekrarlanır.
En büyük arzusunun ansiklopedilerde yer almak olduğunu söyleyen ve Barış Manço müzesi kurmak isteyen Manço, " 20. yüzyılda yaşamış, o yüzyıla damgasını vurmaya çalışan bir Türküm, 20. yüzyılın Türk Müziğini yapıyorum" demektedir. Müzik ve televizyon hayatında sayısız ödüller alan Barış Manço 1991 yılında devlet sanatçısı ünvanı, yine aynı yıl Hacettepe Üniversitesi Onursal Doktora ünvanı, Uluslararası Teknoloji Ödülü, Japonya; Uluslararası Kültür ve Barış ödülü, Belçika Krallığı; Leopold II Şövalyesi Nişanı, Fransız Kültür Bakanlığı Edebiyat ve Sanat Şövalyesi Nişanı, Türkmenistan Cumhurbaşkanlığı; Türkmen Vatandaşlığı ödülleri kazanmıştır...
                             

Filmografisi:
  Baba Bizi Eversene