Nüfus kayıt işlemi nasıl yapılır ?

 Her yurttaş, Türkiye’de ikametgahının ya da sonradan ikamet edindiği yerin nüfus
 memurluğuna başvurarak, kendisini yazdırmaya ve bir nüfus cüzdanı almaya
 mecburdur. Reşit olmayanlar için veli ve vasileri bu işlemleri yapacaklardır. Ana ve
 babalar çocuklarının doğumunu bir ay içerisinde (doğum hastanede olmuş ise doğum
 tutanağı ile, evde olmuş ise iki tanıkla); evlenme halinde evlenmeyi gerçekleştiren
 görevli tarafından kişinin kayıtlı bulunduğu nüfus idaresine bir ay içerisinde evlenme
 vukuatının gönderilmesi ile; boşanma, gaiplik kararı ve nesep düzeltilmesi hallerinde
 kararın kesinleşmesini takip eden otuz gün içerisinde mahkeme yazı işleri müdürünce
 yargı çevresindeki nüfus idaresine gönderilmesiyle; ölüm halinde, ölümün hastane,
 cezaevi, okul, fabrika, işyeri gibi sıhhi ve resmi bir kurumda vuku bulması halinde
 yetkililer tarafından mahallin nüfus idaresine, ölüm vapur, tren, uçak gibi genel bir
 yolcu taşıtında meydana gelmiş ise taşıtın sorumlusunca ilk uğrak yeri nüfus idaresine
 tutulacak üç nüsha ölüm tutanağının bir örneğinin gönderilmesi ile, evde vukuu bulan
 ölümlerde herhangi bir belgeye dayanmayanmıyorsa iki tanığın beyanı ve tutulacak
 ölüm tutanağını imzalamaları ile, herhangi bir sağlık kuruluşu ya da köy
 muhtarlıklarınca tutulacak üç nüsha ölüm tutanağının bir örneğinin mahallin nüfus
 idaresine gönderilmesi ile evlilik dışı olan çocukların resmi bir senet ya da ölüme bağlı
 bir tasarrufla tanınması halinde resmi senedi akteden kurumca mahallin nüfus
 idaresine bildirilmesi ile, hakimden evlat edinmeye izin alınması ve resmen evlatlık
 sözleşmesi aktedilmesi yoluyla evlat edinme veya evlatlık sözleşmesinin kaldırılması
 olaylarında ilgililerince belgelerin onaylı örneklerinin nüfus müdürlüğüne verilmesi ile
 işlem yapılır.

 Nüfus memurları da bunları ilçe esasına göre tutulan nüfus kütüklerinde, mahalle ve
 köy esasına göre oluşturulan aile kütüklerine yazmaya mecburdurlar. Doğum, ölüm
 ve yer değiştirme bildirileri bir tutanakla tespit, diğer şahsi hal olayları ise mahkemeler
 ve dairelerin verecekleri ilam ve resmi belgelere dayanmak suretiyle aile kütüklerine
 işlenir. Yurtdışında bulunanlar bu işlemleri konsolosluklar vasıtasıyla
 gerçekleştirebilirler.

 Nüfus bilgilerindeki yaş, ad, soyadı ve diğer kayıtları düzeltmek isteyenlerin
 oturdukları yer asliye hukuk mahkemelerine başvurmaları ve nüfus müdürlüğünü
 hasım göstererek dava açmaları gerekir. Bu dava cumhuriyet savcıları, nüfus
 başmemuru ya da nüfus memuru huzurunda görülerek, dinlenecek tanıklar, resmi
 kayıt örnekleri ve belgelerle ispat olunarak karara bağlanır.
 

 Yaş, ad ve soyadı düzeltme işlemleri nasıl yapılır?

 Yaş, ad ve soyadı ve diğer nüfus kaydı düzeltme işlemleri, nüfus yasasına göre ilgilinin
 oturduğu yer Asliye Hukuk Mahkemesinde açılacak dava yoluyla olur. Bu tür
 davalar Nüfus Müdürlüğü aleyhine açılır. Duruşmaya cumhuriyet savcısıda katılır.

 Bu tür bir davayı yalnız düzeltme isteyenler değil, ilgili resmi dairenin başvurusu
 üzerine C.Savcısı da açabilir. Karara karşı tarafların Yargıtay’a başvurma hakkı da
 bulunmaktadır.Kararlar kesinleştikten sonra, nüfus kütüğüne geçirilir.

 Yaş düzeltme davası bir defa açılabilir.
 

 Askerlik işlemleri nasıl yapılır?

 Askerlik ülkemizde zorunludur. 19 yaşında yoklama işlemleri başlar. 20 yaş askerlik
 yaşıdır. Tecil koşulları varsa (eğitim, dış hizmet, özel yasal düzenleme vb.)
 durumlarda bağlı olunan askerlik şubesinden alınacak belge ile askerlik
 ertelenmektedir.

 Erteleme koşulu olmaksızın askerlik işlemlerini yerine getirmeyen ve askere
 gitmeyenler hakkında yaptırım uygulanmaktadır.

 Askerlik bittikten sonra 40 yaşına kadar her yıl ikametgahın bulunduğu askerlik
 şubesine başvuru yapılarak itiyat yoklaması zorunluluğu da vardır.
 

 Cenaze işlemleri nasıl yapılır?

 Cenaze işlemleri belediyelerin ilgili birimleri ile görüşülerek yürütülmelidir. Belediye
 olmayan yerlerde de muhtarlıklar aracılığıyla yürütülür.

 Ölünün kimlik belgesi, tedavi görmüş ise doktorun verdiği belgeler, ölüm herhangi bir
 kurumda olmuş ise bu kurumun verdiği ölüm raporu defin işlemlerinin yapılabilmesi
 için zorunlu belgelerdir.

 Şehir içi veya şehirler arası nakil için de aynı yol izlenir.

 Mezar yeri alınması ve mezar bakımı için de Belediyeye bağlı mezarlıklar
 müdürlüğüne başvurulmalıdır.
 
 

 AİLE HUKUKU

 Mirasçılık belgesi nasıl alınır,miras devir işlemleri nasıl yapılır?

 Ölen ya da gaipliğine (yokluğuna) karar verilen kimselerin mirasçılarından bir ya da
 birkaçı sulh mahkemesine başvurarak ve hasım göstermeksizin, mirasçılık
 durumlarının tesbitini isteyebilirler. Nüfus kayıtları, tanık beyanları, gerekirse doktor
 raporları ile varılacak sonuca göre verilen belgeye veraset ilamı (mirasçılık belgesi)
 denir. Bu belge bir mahkeme ilamı niteliğinde değildir. Her zaman için aksi ispat
 edilerek iptal edilebilir ve aksi sabit oluncaya kadar mirasçı olunduğunu gösterir.

 Mirasçılık belgesi ile bir kimsenin mirasçısı olduğu belirlenen kişiler, miras bırakanın
 ölümünden itibaren üç ay içerisinde miras intikal vergi beyannamesini mirasın
 bulunduğu yer vergi dairesine vermeliler ve tahakkuk ettirilecek vergiyi peşin ya da
 taksitlerle ödemelidirler. Mirasçılar menkul ve gayrimenkul malları kendi aralarında
 anlaşma yoluyla paylaşabilirler. Anlaşmazlık halinde sulh mahkemesi hakiminin
 yardımını isteyebilirler ve taksimi mümkün olanlar, mirasçılar arasında taksim edilir,
 mümkün olmayanlar satılarak parası taksim edilir.

 Herhangi bir yerde tescil kaydı bulunan (vasıta, gemi, taşınmaz) mallar için, tescil ile
 görevli sicil memurluğuna, veraset intikal vergi ödeme ya da taksitlendirme belgeleri
 ve mirasçılık belgesi ile başvurulup, harçları da ödendikten sonra, malın miras bırakan
 adına olan kaydı, mirasçıların müşterek adlarına devri sağlanabilir.
 

 Evlilik işlemleri nasıl yapılır?

 Evlendirme işleri nüfus hizmetlerinin bütünlüğü içerisinde İçişleri Bakanlığı’nca
 düzenlenir. Bu görev nüfus idarelerine, belediye başkanlıklarına, köy muhtarları veya
 gerektiğinde köy ve kasabalarda eğitim ve öğretim hizmetleri sınıfındaki devlet
 memurlarına verilebilir. Evlenmek isteyen erkek ve kadının beyanı onbeş gün ilan
 olunur. Evlenme akdi bu işe tahsis edilmiş resmi salonlar ile tarafların isteği ve
 evlendirme memurunun da uygun bulacağı yerlerde de evlenme yapılabilir.

 Evlenme yaş ve koşullarına sahip her çiftin yetkili evlendirme memurluğuna müracaat
 ile yeteri kadar fotoğraf, evlenecek kişilerin bekar olduğunu gösteren nüfus kayıt
 örneği, bulaşıcı ve ırsen geçen herhangi bir hastalık bulunmadığına dair sağlık
 raporunu ibraz etmesi yeterlidir.

 Evlenme sözleşmeleri, evlenme işleri memurları tarafından doğrudan doğruya nüfus
 idarelerine bildirilir ve bu şekilde nüfus kütüklerine tescil edilir. Türkiye’de, ancak
 nüfusa kayıtları belgelenenlerin evlenebileceklerine dair bir hukuksal düzenleme
 yapılmıştır.
 

 Evlilik yaşı, evlenme koşulları hakkında neler biliyorsunuz?

 Onbeş yaşından küçük kızlar ve Onyedi yaşından küçük erkekler evlenemezler.
 Diğer hukuki işlemler için asgari yaş sınırı Onsekiz’dir. Olağanüstü durumlarda
 (örneğin hamilelik) mahkeme Ondört yaşını doldurmuş kız çocuklarına evlenme izni
 verebilir. Bu durumda yine evlilik için gerekli ruhsal ve bedensel olgunluğa sahip olma
 şartı vardır.

 Onbeş yaşından küçük küçük kızlar ve Onyedi yaşından küçük erkeklerin evlenmesi
 için önce kendi rızaları, sonra ana ve babasının birlikte rızası alınır. Ana baba ayrı ise
 velayetinin bulunduğu tarafın, vesayet altında ise vasisinin izni alınır.

 Kişi vesayet altında ise ve vasisi izin vermiyor ise mahkemeye başvurarak izin
 isteyebilir.

 Evlilik izni alabilmek için ikametgahın bulunduğu “Sulh Hukuk Yargıçlığı’na”
 başvurulmalıdır.
 

 Zorla evlendirme halinde neler yapılabilir?

 Yurttaşlar istedikleri erkek ya da kadınla evlenme hakkına sahiptirler. Onbeş
 yaşından küçük kızların evlenebilmesi için önce kendi, sonra anne ve babalarının
 birlikte rızası ile hakimin kararı gerekir. Kadın ya da erkek reşit olsa dahi, onsekiz
 yaşına gelmiş olsa da, nikah memurunun evlenmeyi isteyip istemediğini sorduğu sırada
 “HAYIR” diyebilir ve kimse zorlayamaz. Dini nikahın yasal bir geçerliliği yoktur.

 Evlenecek erkeğin evleneceği kadının babasına ödediği başlık parasının hiçbir
 hukuksal geçerliliği yoktur. Ödenmesi istenen bu para yasal değildir. Bu konuda
 yapılacak sözlü veya yazılı anlaşmaların geçerliliği yoktur. Kadın her zaman için buna
 karşı çıkabilir. Reşit değilse kendisini başlık parası verildiği için istemediği biriyle
 evlendirdiklerini ifade ederek evliliğin feshini isteyebilir. Evliliğin öngördüğü cinsel
 birleşme red edilebilir. Buna rağmen birleşme zor kullanılarak sağlanırsa, o zaman
 kendisine şiddet uygulanarak birleşme sağlandığı yolunda savcılığa şikayet edilebilir.
 Zorla evlendirildiği ifadesi ile Medeni Kanun’un hata, hile ve tehdit halinde yapılan
 evlenmelerin feshedilebileceğine dair hükümlerine dayanarak dava açılabilir. Evliliğin
 feshi davası evlilik tarihinden itibaren beş yıl içinde açılmalıdır. Aksi halde zaman
 aşımına uğrar.
 

 Resmi nikah ve dini nikah konusunda neler biliyorsunuz ?

 Resmi nikah :

      Nikah kıymaya resmi memurlar yetkilidir.
      Belediye bulunan yerlerde nikahı belediye başkanı veya onun bu işle
      görevlendirdiği vekil tarafından kıyılır.
      Köylerde evlenme isteği “köy ihtiyar heyetine” bildirilir. Nikah muhtar
      tarafından kıyılır.
      Yabancı ülkelerde evlenecek kişilerin her ikisinin de Türkiye vatandaşı olması
      durumunda, bulunulan ülkenin makamı, memuru veya Türkiye Konsoloslukları
      yetkilidir. Taraflardan birinin yabancı olması durumunda bulunulan ülkenin
      yasalarına göre evlilik yapılır. Türk hukukuna aykırı olmamak kaydı ile bu
      evlilik Türkiye’de de geçerlidir.
      Türkiye’de ise Türkiye vatandaşı bir yabancı uyruklu ile yetkili bir Türk
      makamı, memuru önünde evlenebilir. Yine ikisi de yabancı ise bir Türk yetkili
      memuru, makamı önünde evlilik sözleşmesi yapılır.

 Dini Nikah :

      Dini nikah ancak resmi nikah kıyıldıktan sonra kıyılabilir. Aksi durum suçtur.
      Bu maddeye göre resmi nikahın kıyıldığını gösteren resmi belgeleri görmeden
      nikah kıyanlarda cezalandırılır.
      İmam nikahı kadına yasalar karşısında herhangi bir hak tanımaz. Kadın
      eşinden ayrıldığı takdirde nafaka talep edemez. Mirasta pay sahibi olamaz.
      Ayrıca şikayet halinde zina gibi işlem görebilir.
 

 Evlilik öncesi soyadınızı evlilikten sonra da kullanabileceğinizi biliyor musunuz ?

 Türk Medeni Kanunu, “Kadın,kocanın aile ismini (soyadını) taşır” diyen hükmü ,
 kadınların yasalardaki ayrımcılığa karşı mücadeleleri ve bir çok kadının uygulamada
 zaten evlilik öncesi soyadlarını kullanıyor olmaları sonucunda, ayrıca gerek
 Anayasa’ya gerekse “Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası
 Sözleşmesine” aykırı olduğu için değiştirilmiştir. Gerçek bir eşitlik olduğu söylenmese
 de Mayıs 1997’de Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren yasaya göre,
 kadın kocasının soyadının önünde, evlilik öncesi soyadını kullanabilecektir. Aile içi
 cinsel istismar halinde neler yapabilirsiniz?

 Aile içi cinsel istismar, “aile içinden bir erkeğin (amca, dayı, ağabey, baba ve
 başkaları) kendisinden yaşça küçük ve aileden bir kıza yönelik cinsel davranışlar
 göstermesi”dir. Bu cinsel istismar, rahatsız edici bakışlar, kızın vücuduna dokunma,
 kıza zorla erkeklik organını dokundurma veya öptürme, ırza geçme şeklinde olabilir.

 Türk Ceza Kanunu’nda “aile içi cinsel istismar” ya da “ensest” ile ilgili özel bir hüküm
 yoktur. Ancak, TCK.’nun 417. maddesine göre, cinsel istismar olayının ırza geçmeye
 kadar gitmesi halinde cezanın yarısı kadar arttırılabileceği belirtilmektedir. Ancak
 bunun ispatlanması gerekir. İspat için, psikolojik ve fiziksel etkilerin bir doktor veya
 uzman raporuyla belgelenmesi şarttır. Bundan sonra da, bu raporla polis ve savcılığa
 başvurulabilir.
 

 Aile içi şiddet ve kadınların yaşadığı şiddete karşı neler yapılabilir?

 Erkek şiddeti, kuşkusuz kadının evlilikte ve evinde uğradığı en yaygın haksızlıktır.
 Kadınlar aile içinde çoğu kez bu kaba güce maruz kalıyorlar. Erkek şiddeti, erkeğin
 kadına uyguladığı baskı, yıldırma, boyun eğdirme amacı güden, erkek iktidarını evde
 ve hayatın bütününde sürdürmeye yarayan bir mekanizmadır. Oysa gerek fiziksel
 şiddet, gerek psikolojik şiddet hem erkeğin hem de kadının yaşamlarına, ilişkilerine,
 işlerine, üretimlerine, çocuklarının ruh, beden sağlığına, eğitimlerine ve tabii tüm
 toplumsal yapıya çok büyük zararlar, yaralar açar. Aile içinde kadına karşı uygulanan
 şiddet fiziksel, duygusal, ekonomik, cinsel, tehdit, çocukları kullanma, kadını
 çevresinden ayırma şeklinde olabilir.

 Kadınların aile içinde maruz kaldığı şiddete karşı, önce evine yakın bir karakola
 giderek şikayet etmesi gerekir. Polis memurları “nasıl olsa savcılığa gidecek, o
 nedenle doğrudan doğruya oraya başvur” deseler de karakoldan şikayetinin tutanağa
 geçirilmesinde ısrar edip, imzalatılmak istenen yeri okuduktan ve söylediklerinin
 dışında birşey yazılmadığından emin olduktan sonra tutanağı imzalayıp mümkünse bir
 örneğini, değilse tarih ve numarasını alınması gerekir. Bu şikayet başvurusu üzerine
 karakolun yapması gereken, şiddete maruz kaldığını ileri süren kadını yetkili hükümet
 tabibine ya da adli tıp doktoruna gönderecek ve şiddetin belirtilerine ilişkin bir rapor
 alınması gerekir.

 Bu raporla koca aleyhine ceza davası açılması kadının şikayetine bağlıdır. Eğer
 kadına uygulanan şiddet en az 10 gün ve daha fazla bir süre günlük işlerini yapmasına
 engel olacak bir durum yaratmışsa ya da vücudunda kalıcı bir iz bırakmışsa,
 savcılıkça koca aleyhine kamu davası açılacaktır.

 Aile içinde şiddete maruz kalan kadının, kocası aleyhine cezai yönden şikayet etmek
 ve dava açılmasını sağlamak dışında, boşanma davası açmaya, bu nedenle manevi
 tazminat istemeye, sulh hukuk mahkemesi hakimine başvurarak ayrı bir ikamet
 edinme talebinde bulunmaya hakkı vardır.

 Ayrıca evlilik, insanların cinsel gereksinimlerinin yasala uygun bir biçimde karşılandığı
 bir kurumdur. Türk Ceza Kanunu’na göre maalesef evlilikte ırza geçme söz konusu
 değildir. Ancak cinsel ilişkiye zorlamak amacıyla şiddete başvurulmuşsa Yargıtay’ın
 bazı kararlarında bunun suç olduğu kabul edilmiştir. Kadın kocası tarafından
 istemediği cinsel davranışlara zorlanması durumunda da şikayette bulunabilir ve şiddet
 kullanılarak buna zorlanmışsa boşanma davası açabilir. şiddetin kullanıldığını doktor
 raporu vb. şekilde ispat edebilen kadın, kocasından manevi tazminat da talep
 edebilir.

 Aile içinde eşlerden biri diğerine, çocuklara ya da çocuklar tarafından ebeveynlerine
 karşı terbiye yetkisini kötüye kullanmak, birlikte yaşanan aile bireylerine fena
 muamelede bulunmak şeklinde cereyan ederse, takibi şikayete bağlı olmak üzere,
 taraflardan herhangi birisi, kötü muamelede bulunan aleyhine şikayette bulunabilir.
 Eşler arasında böyle bir olay cereyan ederse aynı zamanda boşanmaya, ebeveynler
 ile evlatları arasında cereyan ederse velayetin, vasi ile vesayet altında bulunan bir
 kimse arasında cereyan ederse, vesayetin ortadan kaldırılmasına karar verilebilir.
 (Örneğin evdeki kocanın, eşi kadın ile ergin olmayan çocuklarını soğukta ve
 yoksulluk içinde sokağa atması hali, manevi cebir yoluyla eşin ters ilişkiye zorlanması
 halleri gibi...)
 

 Boşanmada yasal haklarımız nelerdir, boşanma davası nasıl açılır?

 Bir kadın kocasından ayrı yaşamayı istemesi halinde başka bir ev tutarak orada
 yaşamayı seçmesi durumunda evine dönmeye zorlanamaz. Ancak koca kadının evine
 dönmesini istiyorsa onu mahkeme kanalıyla resmen davet edebilir ve bu davete
 uymayan kadın aleyhine “terkten” boşanma davası açabilir. Haklı nedenlerle ayrı
 yaşamak isteyen bir kadın, boşanma davası açmadan da hakim kararı ile ayrı bir
 mesken edinebilir.

 Eşlerden herhangi biri, boşanma nedenlerine dayanarak ayrılık kararı verilmesi için
 mahkemeye başvurabilir ve haklı görülmesi halinde bir yıldan üç yıla kadar ayrılık
 kararı verilebilir. Medeni Kanun’a göre evin reisi kocadır ve bu sıfatla ailenin geçimini
 sağlamak zorundadır. Kadın ancak buna yardımcı olmakla görevlidir. Evini terkeden
 kocaya karşı, “terkten” boşanma davası dışında, nafaka davası açılabilir.

 Evliliğin devamı süresince velayet ana ve babaya birlikte verilmiştir. Anlaşmazlık
 halinde babasınn oyu geçerli sayılır. Ancak baba velayet hakkını kötüye kullanıyorsa
 annenin mahkemeye başvurarak velayetin babadan alınmasını istemeye her zaman
 hakkı vardır. Boşanma veya ayrılık durumlarında velayet çocuğa kim daha iyi
 bakabilecekse, ona verilir. Genelde de, bu çocukların annesidir. Bu konuda erkeğin
 kadından hiçbir üstünlüğü yoktur. Boşanma veya ayrılık, erkeğin kadına uyguladığı
 şiddetten kaynaklanmışsa, yargıç böyle bir kişiye çocuk teslim edilemeyeceğine kolay
 ikna olur.

 Kadın kocası tarafından istemediği cinsel davranışlara şiddet kullanılarak zorlanmışsa
 bu durum hem cezai ve hem de boşanma davasına konu olabilir ve şiddet kullanıldığı
 ispat edilebilirse, kadın manevi tazminat dahi alabilir. Evli kadınların, ev dışında
 herhangi bir (ahlaka aykırı olmayan) işte çalışması için artık kocanın iznine ihtiyacı
 yoktur.

 Türk Medeni Yasası uyarınca Türkiye’de hukuken tek eşlilik kabul edilmiştir.
 Evlenme sırasında eşlerden birinin önceden evli olması halinde ikinci evlilik geçersiz
 sayılır. Ayrıca evlilik sırasında eşlerden herhangi birinin akıl hastalığı varsa, sürekli
 olarak sezgin değilse, birinci derecede kan hısımları ise bu evlilikler olmamış sayılır.
 Bunun için herhangi ilgili kimse tarafından mahkemeye başvurulmuş olması gerekir.
 Evlilik anında geçici bir sebeble sezgin bulunmayanlar, evlenme hata, hile ve tehdit
 sonucunda gerçekleşmiş ise zarar gördüğünü ileri süren eşin, olaydan itibaren altı ay,
 ama her halde evlenmeden itibaren beş sene içerisinde mahkemeye başvurması
 halinde evlilik feshedilebilir.

 Zina, cana kast, pek fena muameleler, herhangi bir cürümden dolayı ceza alınması ve
 haysiyetsizce yaşam , birlikte yaşamı çekilmez hale getirmek, ortak meskeni terk, en
 az üç seneden beri devam eden ayrılık ve evliliği çekilmez hale getiren akıl hastalığı,
 evlilik birliğinin temelinden sarsılması ya da müşterek hayatın yeniden kurulamaması
 halinde eşlerden biri, diğeri aleyhine boşanma davası açabilir. Davada ileri sürülen
 sebeplerde haklı olan ve bu nedenle evlilik hayatı sona ermiş olan eş, diğer eşten,
 olayın özelliğine göre manevi tazminat isteyebilir. Boşanma nedeniyle yoksulluğa
 düşecek eş, diğerinden, dava süresinde de hakim kararıyla gecici bir tedbir olarak
 nafaka ödetilmesini isteyebilir. Velayet altında bulunan müşterek çocuklara, reşit
 oluncaya, eğitimleri devam ediyorsa eğitimleri sona erinceye, kız çocuklarının ise
 evleninceye kadar iştirak nafakası ödenmesi gerekir.
 

 Nafaka nasıl tesbit edilir ?

 Belirli durumlarda mahkeme kararı ile verilen nafaka çeşitleri vardır: Boşanma davası
 devam ederken tedbiren eşin barınmasına, geçimine ve çocukların bakımına ilişkin
 takdir edilen tedbir nafakası; müşterek çocuğun velayetini taşıyan eş tarafından
 yapılan geçim ve öğretim masraflarına katılma yükümlülüğü sağlayan iştirak nafakası;
 boşanma neticesinde ağır kusurlu olmamak kaydı ile yoksulluğa düşecek eşlerden
 diğerine -çok zengin kadının dahi erkeğe- ödemekle yükümlü tutulduğu yoksulluk
 nafakası, yardım edilmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan alt ve üst soya ve
 erkek-kız kardeşlerine yardım etme yükümlülüğünden kaynaklanan yardım nafakası.

 Nafaka borçları aile hukukundan doğan, kişilere bağlı, vazgeçilmeyen,
 devredilemeyen ve ancak ölümle sona eren borçlardandır. Günün sosyal ve
 ekonomik koşullarına göre her zaman için hakim tarafından değiştirilebilir sürekli
 borçlardandır. Nafaka haciz, rehin ve takas edilemez. Nafaka aile hukuku
 çerçevesinde birbirine bağlı olan kişiler arasında, tarafların diğerinin geçimine yardım
 yükümlülüğüdür. Şartlar ortadan kalkınca sona erer, şartlar yeniden doğanca tekrar
 başlatılabilir.

 Nafakanın takdirinde hakim, günün koşullarını, tarafların sosyal ve ekonomik
 durumlarını, nafaka takdir edilecek kişinin ihtiyaçlarını, nafaka takdirinin taraflardan
 birinin fakirleşmesine, diğerinin de zenginleşmesine neden olmamasını vb. koşulları
 gözetir. Ancak ülkemiz koşullarında gerçeğe uygun bir şekilde nafakaya
 hükmedilmemektedir.Herhangi bir olay neticesinde ölen insanlarımızın geride
 kalanlarına manen takdir edilen değer son derece düşüktür.
 

 Babalık davası nasıl açılır ?

 Babalık davası, evlilik dışı doğan çocuğun veya anasının bu çocuğun babasını hükmen
 mahkeme kararı ile belirlemek amacıyla (davayı ana açıyorsa çocuğun doğumundan
 itibaren bir yıl içinde, davayı çocuk açıyorsa henüz onsekiz yaşını doldurmamış ve
 kendisine kayyım atanmış ise kayyımın atandığı tarihten itibaren bir yıl, çocuk onsekiz
 yaşını doldurmuş ise onsekiz yaşını doldurduğu tarihten itibaren bir yıllık hak   düşürücü süreler içerisinde) açtığı bir davadır.

 Bu dava ile evlilik dışında doğan çocuğun babasının, davalı kişi olduğuna
 hükmedilmesi istenilir. Türk hukuk mevzuatı, “iffetsiz yaşadığı ileri sürülen ve bu
 durumu kanıtlanan” kadın tarafından açılan babalık davasının reddedileceği
 yönündedir. Bu tür davalar, doğum anındaki yer ya da davalının ikametinin bulunduğu
 yer asliye hukuk mahkemesinde açılır ve dava her türlü delil ile ispatlanabilir. Dava
 sonucunda babalığa hükmedildiğinde, baba ile çocuk arasında gayrısahih bir nesep
 ilişkisi oluşur ve çocuğun velayeti yine aynı mahkeme kararı ile ana ya da babadan
 birine verilir.

 Bu davada verilen kararın iki niteliği vardır:Biri kadın ile erkeğin evlilik dışı cinsel
 ilişkisi sonucu meydana gelen bir çocuk ise tabii babalığa; evlilik dışı ilişki kadına
 evlilik vaadi ile gerçekleşmesi, sözkonusu cinsel ilişki suç teşkil ettiği ya da erkeğin
 kadın üzerindeki nüfuzunu kötüye kullanması sonucunda oluşması halinde çocuğun
 baba hanesinde nüfusa tesciline ve bütün kişisel sonuçları ile babalığa hükmedilmesi
 halidir. Çocuk doğduğunda kadın evli olduğu halde evlilik dışı bir çocuk sahibi olursa,
 çocuğun nesebini tayin etmek için kadının yasal kocasının çocuğu reddetmesi gerekir.

 Evlilik dışı ilişki kurulan ve çocuğun gerçek babası olan erkeğin davası dinlenmez.
 

 Vasiyet yoluyla miras bırakılabilir mi?

 Ölüme bağlı tasarruf şekillerinden biri olan vasiyet yoluyla miras bırakılabilir. Türk
 hukuk mevzuatında vasiyet üç şekilde yapılabilmektedir:

 Noter huzurunda veya sulh hakimliklerince yapılmasına resmi vasiyet denir. Miras
 bırakanın bizzat kendi el yazısı ile yapılması da mümkündür.

 Her iki durumun imkansız olduğu olağanüstü durumlarda (yakın ölüm tehlikesi,
 ulaşımın kesilmesi, harp hali, bulaşıcı hastalık salgını, bir yerden bir yere gitmenin
 yasaklanması gibi) tanıklar huzurunda sözlü vasiyet de yapılabilir.

 Onbeş yaşını dolduran ve sezgin olan herkes vasiyette bulunabilir ve bu yol ile miras
 bırakabilir. Vasiyet eden, ölmeden önce vasiyetini istediği gibi değiştirebilir ve
 yeniden vasiyette bulunabilir. Vasiyetler asliye hukuk mahkemelerine başvurularak
 iptal ettirilebilir. Bunun içinde vasiyet edenin irade sakatlıkları, şekil noksanlıkları,
 emredici hukuk kurallarına, kamu düzenine, kişinin şahsiyet haklarına, ahlaka aykırılık
 halleri ile faydasız, olanaksız şart ve yükümlülükler yüklemiş olması gerekir. Olayın
 öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde ve vasiyetnamenin açıldığı tarihten itibaren de beş yıl, vasiyet bırakılanın kötü niyetli hallerinde ise otuzyıl içerisinde iptal
 başvurusu yapılabilir.

 Miras bırakanın evlat ve torunlarının yasal miras haklarının dörtte üçü, ana ve
 babadan her biri için yasal miras hakkının yarısı, kardeşlerden her biri için yasal miras
 hakkının dörtte biri, sağ kalan eş için, çocuk ve torunları ile birlikte mirasçı olması
 halinde yasal miras hakkının tümü, diğer hallerde yasal miras hakkının yarısı, vasiyete
 karşı saklı miras payı olarak korunur. Yani vasiyet eden bu mirasçılarına düşmesi
 gereken yasal miras haklarını belirtilen bu oranda bir başkasına vasiyet edemezler.
 Vasiyet gelirinin yarısından fazlası kamu görevi niteliğindeki işlerin yapımına
 bırakılarak vakıf kurulmasına dair ise ya da genel ve katma bütçeye dahil kurum ve
 kuruluşlarla, il özel idarelerine, belediyelere, kanunla kurulan fonlara, kamu yararına
 çalışan derneklere ve gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğinde işlere
 harcayan vakıflara yapılmış ise, saklı pay oranı, yukarıda belirtilen hisselerin üçte ikisi
 oranındadır.